fbpx

Yetenek Keşfetmede Ebeveynin Rolü

Hepimizin sevdiği ve ilgi duyduğu alanlar vardır. Kimimiz resim yapmaya bayılırız, kimimiz koşmaya, kimimiz dans etmeye. Peki, bunları seviyorsak bile gerçekten başarılı mıyız? Yetenek ve ilgi arasındaki fark nedir, biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. “İlgi” belli bir olay, etkinlik ya da kişiye yakınlık duyumsama, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma durumudur. “Yetenek” ise insanın, kalıtımsal olarak öğrenmesini çerçeveleyen sınırdır, öğrenme olmaksızın kişinin zihin ve devinim alanlarındaki iş başarma gücüdür.
İlgi ve yetenekler ne zaman ortaya çıkmaya başlar, bunu düşündük mü hiç? Hepimiz kendimizi hatırlamaya çalışalım. Bir de çocuklarımızı düşünelim. Onlar ilk önce neye ilgi duydu, neyi başardı? İlgi duydukları durumlar illaki olmuştur. Peki, onların yeteneklerini ortaya çıkartma konusunda doğru yolda olduğumuzdan emin miyiz? Öncelikle şunu kesinlikle kabul etmeliyiz; çocuklarımız bizim istediğimiz bir yeteneği değil, kendilerine özgü bir yeteneği taşıyorlar. Dünya üzerindeki tüm çocuklar farklı, eşsiz ve kendine özgü bir potansiyele sahip. Çocuk bu potansiyeli keşfetmeli, bizlerde bu keşifte onlara destek
olmalıyız.

ÇOCUKLARIN YETENEKLERİNİ ORTAYA ÇIKARTMA SÜRECİNDE YAPILAN HATALAR

Çocuğu Koşullu Sevmek

Maalesef ki her aile çocuğunu olduğu gibi kabul edemeyebiliyor. Bazen savunduğu bir fikri, bazen dinlediği müziği bazen giydiği kıyafeti. Çocuk ise bu durumu koşullu sevmek olarak algılayabiliyor. Örneğin: Baba çocuğunun klasik batı müziği dinlemesini istiyordur ve çocuk sevmese bile sadece babası onu daha çok sevsin diye dinleyebilir. İşte bu bir hatadır. Çocuğumuzun belki de var olan bir potansiyelini yok etmiş olduk.

Çocuk Adına Karar Vermek

Çocuklarımızın var olan potansiyelini ortaya çıkartmada yaptığımız bir hata da onlar adına karar vermektir. Çocuklarımız bizlerin projesi değil, gerçek bir bireydir. Bırakın kendilerini mutlu edecek ve potansiyellerini çıkaracak kararı onlar versin. Bunu küçük yaştan itibaren yaparsak aynı zamanda daha özgüvenli çocuklar yetiştirmiş olacağız.

Çocuğa Sorumluluk Vermemek

Çocuğun yapabileceği işleri bile hala siz mi yapıyorsunuz? Bırakalım onlar yapsın. Bu sayede yeteneklerini keşfetmede yaptığımız bir hatanın daha önünü keselim.

Çocuğu Kontrol Etmek

Çocuğumuzun her davranışını kontrol ediyorsak yine hata yapıyoruzdur. Örneğin: “Bu kemanı çalmayı öğrenirsen yaz tatilinde istediğin yere gideriz” diye bir cümle kurduysanız şunu asla unutmayın: Çocuk keman çalmayı içinde değersizleştiriyor ve onun için tek önemli şey artık tatil oluyor. Ya da “Bu tuvali bugün bitirmezsen artık bisiklet sürmene izin vermeyeceğim” şeklindeki bir cümle de resim yapma yeteneğini geliştirmeyecektir. Sadece cezaya odaklanıp var olan bir işi üzerinden atmak için uğraşacaktır.

Öğrenmeyi Engellemek

Çocuklar bir öğrenme makinesidir. Aileler çocukların öğrenme aşkını ateşlemektense, söndürebiliyor. Merak duygularını öldürebiliyor. Nasıl mı? Bilinçsiz aile ya çocuklarının soru sormalarına izin vermiyor ya da sorularını geçiştiriyor. Bilinçli aile ise hemen soruyu yanıtlayarak, çocuğun kendisinin keşfederek, öğrenme mutluluğunu elinden alarak kalıcı öğrenmeyi engelliyor.
Kendine özgü olma özelliklerinden biri de çocuğun kendine özgü olan zekâsı ve bununla ilintili olan öğrenme stilidir. Zekânın ne olduğu ve tanımı uzun yıllardır üzerinde çalışılan bir konudur. Bu konuda birçok araştırma yapılmış ve fikir ortaya atılmıştır. Zekânın bireyselliğine ilişkin tanımı ise Howard Gardner’ın “Multiple Intelligences (MI) Theory” (Çoklu Zekâ Kuramı) kapsamında yer almıştır. Eğitime yeni bir yaklaşım getiren çoklu zekâ kuramı bilişsel gelişim, gelişim psikolojisi ve nörolojiden yararlanarak her bireyin zekâ düzeyinin otonom güçler ya da yetenekler tarafından oluştuğunu savunmaktadır. (Demirel, 2002). Gardner, zekâyı, (1) problem çözme ve (2) zengin içerikli ve doğal ortamlarda yeni ürünler ortaya çıkarma kapasitesi olarak tanımlamaktadır. (Armstrong, 1994, Gardner ve Hatch, 1989). Gardner, Çoklu Zekâ Kuramı ile zekâ kavramına daha geniş bir bakış açısı kazandırarak insanların sahip
oldukları yetenekleri ve potansiyelleri ‘zekâ alanları’ olarak adlandırmıştır. Gardner’ın çoklu zekâ kuramına göre çocuklarımızın var olan potansiyellerini ortaya çıkarabiliriz, yani yeteneklerini keşfedebiliriz.

ÇOKLU ZEKÂ ALANLARI

1. Sözel-Dilsel Zekâ: Anadilini ve belki de diğer dilleri kullanma, zihnindekini ifade etme ve diğer insanları anlama kapasitesidir. Güzel konuşma ve yazma becerileri ile kendisini gösterir.
Kelimelerle düşünme ve ifade etme, dildeki karmaşık anlamları değerlendirme, kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme, şiir okuma, mizah, hikaye anlatma, gramer bilgisi, mecazi anlatım, soyut ve simgesel düşünme, kavram oluşturma ve yazma gibi alanları kullanarak dili üretme ve etkili kullanma becerisidir. Okuma, dinleme, anlatma ve yazma yöntemleri ile çalışmak öğrenme etkinliğini artırabilir.
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

2. Mantıksal-Matematiksel Zekâ: İlke, teori ve nedensel ilişkileri anlama kapasitesidir. Sayılara ve bilimsel konulara ilgi ile kendisini gösterir. Sayılarla düşünme, hesaplama, sonuç çıkarma, mantıksal ilişkiler kurma, hipotezler üretme, problem çözme, eleştirel düşünme, sayılar, geometrik şekiller gibi soyut sembollerle çalışma, bilginin parçaları arasında ilişkiler kurma becerisidir. Araştırma, karşılaştırma ve kavramlar arasında ilişkiler kurmak gibi bilimsel yöntemler ile öğrenme etkinliği artırılabilir
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

3. Görsel-Mekânsal-Uzamsal-Uzaysal Zekâ: Uzaysal dünyayı zihinde canlandırma kapasitesidir. Resim ve şekillere veya üç boyutlu nesnelere ilgi ile kendisini gösterir. Resimler, imgeler, şekiller ve sezgilerle düşünme, üçboyutlu nesneleri algılama ve muhakeme etme becerisidir. Şekiller çizerek veya modeller yaparak çalışmak öğrenme etkinliğini artırabilir
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

4. Kişilerarası-Sosyal Zekâ: Diğer insanları duygusal anlamda anlama kapasitesidir. İnsan ilişkilerine, görüş ve düşüncelerin başkaları ile paylaşılmasına ilgi ile kendisini gösterir. Grup içerisinde işbirlikçi çalışma, sözlü ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlama, yorumlama ve insanları ikna edebilme becerisidir. Ekip çalışması veya öğrenme gruplarında yer almak öğrenme etkinliğini artırabilir
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

5. Bedensel-Kinestetik Zekâ: Tüm vücudu ve vücut parçalarını etkin bir biçimde kullanarak problem çözme, bir şeyler üretme, materyalleri ustaca kullanma kapasitesidir. Hareketlilik, yerinde duramamak şeklinde kendisini gösterir. Hareketlerle, jest ve mimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme becerisidir.
Öğrenilecek konuda uygulama yapmak ve denemek yoluyla öğrenme etkinliği artırılabilir
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

6. Müzikal-Ritmik Zekâ: Müzikle düşünme, duyumsal örüntüleri organize etme, hatırlama kapasitesidir. Müzik ve ritme ilgi ile kendisini gösterir. Sesler, notalar, ritimlerle düşünme; farklı sesleri tanıma ve yeni sesler, ritimler üretme becerisidir. Ritmik ve tonal kavramları tanıma ve kullanma, çevreden gelen seslere ve müzik aletlerine karşı duyarlılık kapasitelerini
içerir. Özellikle müzik eşliğinde çalışmak veya ritim tutmak öğrenme etkinliğini artırabilir
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

7. İçsel-Kişisel Zekâ: Kendini, kim olduğunu, sınırlarını, isteklerini, tepkilerini, ilgilerini anlama kapasitesidir. Yalnız kalma ve içine kapanma eğilimi ile kendisini gösterir. İnsanın kendi duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini değerlendirebilme ve kendisi ile ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir. Bağımsız çalışma ve hayal kurmak öğrenme etkinliğini artırabilir
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

8. Doğa Zekâsı: Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir. Doğal çevre ve canlılar dünyasına ilgi ile kendisini gösterir. Özellikle farklı özelliklerin sınıflandırılması yöntemi öğrenme etkinliğini artırabilir.
(Checkley, 1997; Yavuz, 2001; Hoerr, 2002a).

ZEKÂ ALANLARININ VE YETENEKLERİN SAPTANMASI

Okulöncesi dönemde özellikle doğal gözlemler sağlıklı sonuçlara ulaşmada etkili bir yoldur. Örneğin, çocukları doğal oyun ortamlarında gözlemlemek tercihleri hakkında bilgi edinilmesinde çok etkilidir. Örneğin, çocuk; hangi oyuncakları tercih ediyor, materyallerin parlaklıkları ya da sıradışılıkları ilgisini çekiyor mu, malzemenin şekliyle daha mı çok ilgili, materyallerle sesler üretme yoluna gidiyor mu, ses çıkaran materyallere mi yöneliyor, oyuncaklardan çok arkadaşlarıyla konuşmayı ya da bulunduğu ortam içinde dolaşmayı mı tercih ediyor, kitap seçerken hangi kitapları tercih ediyor, kitabın resimlerine mi odaklanıyor, yoksa yüksek sesle okunan öyküye mi, kitabın resimlerine dokunmak istiyor mu, öykü okunurken ya da anlatılırken tercihi sessizce dinlemek mi yoksa kalkıp duyduğu olay örüntüsünü canlandırmak mı, hangi oyun köşelerini tercih ediyor, grup oyunlarını mı yoksa bireysel oyunları mı tercih ediyor, grup etkinliklerinde mi yoksa bireysel etkinliklerde mi daha etkili oluyor? (Hoerr, 2002b). Ebeveynler bu gibi gözlemlerde ne kadar dikkatli ve seçiciyse çocuk hakkındaki çıkarımları da o oranda doğru ve gerçekçi olur. Çocuğu doğru ve ayrıntılı olarak tanımak, onun ilgi, ihtiyaç ve kişisel özelliklerini bilmeyi beraberinde getirir. Çocuk ne kadar iyi tanınırsa yetenekleri, ilgi alanları, yatkınlıkları, ihtiyaçları doğrultusunda o denli etkili ve içerikli programlar geliştirilebilir. Çocukların zekâ alanlarının erken dönemde saptanması yapılacak rehberliğin ve yönlendirmenin sağlıklı olması açısından önemlidir. Gardner olaylara bilimsel anlamda yaklaşmış ve böyle bir yöntem sunmuştur. Elbette ki farklı yöntemler vardır. Yeni yöntemler de geliştirilmektedir. Hem aileler hem eğitimciler en iyi yöntemlerle çocuklara yol göstermeli ve her zaman destek olmalıdır. Her çocuk içindeki cevherin çıkarılmasını bekleyen büyük bir altın madenidir. O halde neden cevherimizi çıkartmaya başlamıyoruz?

Yazar: Nur Uslu – Sosyal Bilgiler Öğretmeni

Kaynakça: Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 24 : 224-233 [2003], Belma TUĞRUL*, Esra DURAN**